Soru: Hamile ve lohusa bir kadına eşi nasıl davranmalı? Hamile olan bir bayanın istediklerinin alınmaması vebal olur mu? Oğluma hamile olduğum zaman içerisinde hiç yemek yiyemiyordum. Halsizlik, yorgunluk, baş dönmesi oluyordu. Yeni evliydim ve herkese açıklama yapmak zorunda kalıyordum, sofraya oturamıyordum. -Af edersiniz- istifra etmek istemiyordum, kokusu eziyet gibi geliyordu. İnsanlar, onlarla mutsuz olduğumu düşünüyorlardı. Açıklama yaptıkça ben psikolojik olarak çok kötü oldum. Lohusa döneminde kimse yanımda yoktu. Cinnetin ucundan döndüm. Şimdi aklım başıma geldi. Tekrar bir nimet verdi Rabbim, onu bekliyoruz aylar sonra inşallah. Bu hamilelik ve lohusa sürecinde benim ve eşimin ne yapması lazım?

Mektup: Selamünaleyküm.

Size şöyle bir hatırlatma yapmalıyım:

Sizin bu sorunuz bir fıkıh sorusundan çok, insanlık ve görgü sorusudur. İnsanlığımızın olmadığı yerde dinimiz nasıl olabilir? Eşler, kaynanalar, gelinler, görümceler, eltiler ve bütün toplum; biz insanlıktaki kalitemizin üstünde bir Müslümanlık nasıl oluşturabiliriz?

Haklısınız, ne yazık ki toplumumuzda hamilenin taşıdığı yükün muhteşemliği ve doğuran kadının büyük cihadı takdir edilemiyor olabilir. Bunu esefle yazmak durumundayım. Evvela sizi, dünyaya Allah’a secde edecek bir çocuk getirdiğiniz için tebrik ederim. Mübarek olsun. Yeni çocuğunuz da mübarek olsun. Sıhhat ve afiyet içinde büyütmeyi size nasip etsin Allah.

Hamile kadına, hamile kadının eşine, onlarla beraber yaşayanlara şunları tavsiye ederiz:

1- Sabrı zirveye taşısınlar. Sabır, sabır ve sabır. Ya sabır ya da kendi kendini kemirmek olacak. Sabrı tercih etsinler. Sabrın sonu cennettir. Kendini kemirmenin sonu da yıkımdır.

2- Hamile kadın nazlıdır, çabuk alınır, hemen kırılır. Bilhassa bu zamanın kadınlarının daha kırılgan olduklarını görüyoruz. Kendisi bu durumu yani hamileliği biraz abarttığını anlamalıdır. Etrafındakiler de anlamalıdırlar. Bilhassa ilk doğumlarda bu naz oranı yüksek oluyor. Ortada geçici bir durum vardır. Allah’ın yardımı ile geçecektir diye beklemelidirler. Özellikle hamile kadının eşi, bu durumu takdirle karşılayarak ‘erkek’ olduğunu göstermelidir. ‘Hamile bırakıp işine bakan’ eş, erkektir elbette. ‘Hamile bırakıp, kendisi de hamilelik altında kalabilen’ ise mü’min eştir. Mü’min merhametlidir. Merhamet eder ki, merhamet görsün. İki can taşıyan bir eşe merhameti olmayan, tek can taşıyan yetime sadaka verse ne olacak? Kadının bu dönemdeki nazını da anlayışla karşılayarak, nazı naza bindirmeyi önlemiş olabilir esasen.

3- Kadınların hamilelik ve lohusalık döneminde eşlerinden bekledikleri en önemli destek, ‘hamilelikten öncekine göre daha fazla ilgi’ olmaktadır. Erkeğin para bırakıp ‘doktora gidersin’ demesi yeterli değildir. ‘İstersen hizmetçi tutalım’ demesi de bir çeşit kaçıştır. Bu tür, baştan savma sözler daha sonra eşlerin boşanma nedeni olabilecek soğuklukların kuluçkasıdır.

Erkek yerinmemeli ve mesela ilk çocukla daha fazla ilgilenmelidir.

İzin günlerini evinde geçirip bulaşık yıkamalı, çamaşırları yıkamalıdır.

Evi süpürmeli, yemek yapmalıdır.

Eşini karşısına alıp teselli etmelidir.

Hamile kadın evin içinde kıvranırken o, TV karşısında ya da elindeki cep telefonu ile meşgul olmamalıdır. Bunlar kadını içten içe kemirir şeylerdir.

Kadının yemek iştah şekli de değişeceğinden hazır yemek getirebilir, dışarıda yemeğe gidebilirler.

Eve sadece kadının istediği misafirler gelmelidir. Bilhassa hamileliğin ilerlediği günlerde eve gelecek misafirleri kadın, işgal güçleri gibi görebilir. Bunda da haklıdır. İnsan zor zamanlarında esnek olamıyor, sabrı azalabiliyor. Erkek ve misafir namzetleri bunu anlamalıdırlar. ‘Ne var ki bunda?’ diyen birine sadece şu denebilir:

‘Bir kiloluk bir paketi sekiz ay hiç bırakmadan elinde tutabilir misin?’

Kadının hamile olması en azından böyle bir eziyettir. Allah Teâlâ’nın orucuna bile ruhsat verdiği bu eziyeti, sadece dışarıdan seyreden erkek merhameti kıt bir erkektir.

Kadının bu dönemdeki en büyük tesellisi annesidir. Onu annesi ile ne kadar buluşturabilirsek o, o kadar rahattır. Bunu da abartıp bebeklik günlerine dönen kadınlar olabilir. O da bir aşırılıktır. Biz bir itidal içinde kızı ile anneyi buluşturursak iyilik etmiş oluruz. Erkek tarafının bunu bir onur meselesi yapması yersizdir.

4- Hamilelik döneminde tıbbı ciddiye almak gerekir. Tıp bugün, Allah’ın bir nimeti olarak elimizdedir. Her nimet gibi onu da şükürle karşılar, en iyi şekilde değerlendiririz. Yalnız bu hususta abartı denebilecek uygulamalardan da kaçınmalıyız:

– Hamile kadınlar iyi bir doktor seçme imkânları varsa seçmelidirler.

– Bayan doktor tercihi bir farzdır. Yaşanılan şehirde bayan doktor yoksa erkek doktora gidilebilir. Bu durumda da beraberinde bir mahrem ile doktorun yanına girmelidir.

– Doktor tavsiyesini müftünün fetvası gibi görmek zorundayız. Şeriat’ımızın bir emrine açık bir aykırılık olmadıkça doktorun sözü dinlenmelidir.

– Hamilelik ile beraber uygulanan tedaviler ve aşılar konusunda kalbimiz müsterih değildir. Bu aşıların muhtevası ve nesiller üzerinde ne tür sinsi planlar içerdiğini bilmiyoruz. Ulu orta her aşıyı kabul etmemeliyiz. İtimat ettiğimiz bir doktorla tedaviyi sürdürüyorsak onunla istişare ederek devam ederiz. Her ilacı, her aşıyı, her bitkisel öneriyi almamalıdır.

– Tıbbın gelişmiş imkânlarını kullanmayı ahlâkımızı eritme olarak göremeyiz şüphesiz. Mesela ultrasyon büyük bir nimettir. Her ultrasyon kullanımından sonra hamd etmek gerekir. Yalnız ultrasyon görüntüsünü medyaya vererek kadının mahreminin en mahremini teşhir etmek bizim ümmetimizden birisinin yapacağı bir iş olamaz. Doktorun odasından hiçbir şey dışarı çıkmamalıdır.

e- Anadolu’da eski kültür, hamileliği bir ayıp gibi gizlerdi. Kadınlar aralarında konuşurken ‘af edersin gebedir’ diye hamile kadını, bir kabahatli gibi işaret ederlerdi. Bunun yeri yoktur bizde. Hamilelik olduğu gibi şereftir. Af edilecek bir yanı olamaz. Bunun karşılığında ise hamleliği reklam konusu yapmak rezilliktir. Ortası bulunmalıdır. Aile büyüklerinin belli bir dönemden sonra ahlâklı bir şekilde bilgilendirilmeleri gerekir. Yaşlıların duaları talep edilebilir, tavsiyeleri dinlenebilir bu dönemde.

Bilhassa yakın akraba veya yakın komşu gençlerinin hamilelik bilgisini nasıl öğrendikleri önemlidir. Büyük ağabey veya kayınlar bu hususta seviyeli ve medeni bir bilgi edindirme ile bilgilendirilmelidirler.

5- Hamilelik dönemi, kadınlar arası hurafeler açısından münbit bir dönemdir. Mü’min bir kadın bir ilmihal kitabında görmediği, bir doktordan dinlemediği bilgilere itibar etmemelidir. Her hurafe itikattan sökülmüş bir ilmik olabilir. Samanlığa dönmüş bir evde yaşamak da yanlıştır. O bitkisel ilaç, bu doğal tedavi makul değildir.

6- Hamilelik döneminin en önemli sorunlarından biri, kadınların nasıl bir çocuk doğuracakları konusundaki endişeleridir. Kadere iman eden, Rabbine itimadı olan kadın elbette sonuç açısından rahat kadındır ama onun da belli bir endişesi olabilir. Bunu normal görmeliyiz. Şu kadar ki, rahimdeki cenine daha sonrasında bebekleştiği döneminde müdahale, parkta oynayan bir çocuğa müdahale ile aynıdır. İlke olarak kadın şunu bilmelidir:

‘Anne sağlığını tehlikeye atmayan hiçbir arıza müdahale nedeni değildir.’

Rahimdeki ile alakalı müdahaleler için muhakkak özel bir fetva istenmelidir.

7- Hamilelik dönemindeki muhabbetlerin iki boyutu bizim için sıkıntılıdır.

Birinci boyut şudur: Kadınların, hamile kadının yanındaki efsanevi hikâyeleri, bitmez tükenmez masalları, Havva annemizden beri yapılmış bütün doğumların dökümanı gibi aktarımlar hamileyi ürkütebilmektedir. Kör bir doğum macerasını da benimsemeyiz, kadını efsunlayan bin bir yalanlı hikâyeleri de.

İkinci boyut da şudur: Bu kadınlar arası kutsanmış yalan hikâyeleri dinlemek zorunda kalan genç kızların farkında olmadan evlenmeye, hamile kalmaya ve doğurmaya karşı ürkmeleridir. Bu ise ümmetimiz adına bir kayıptır. Buna sebep olanlar da vebal altındadırlar.

8- Hamile kadının ibadetleri aynen devam eder. Aybaşı olmayacağı için de namazı ve orucunda değişiklik olmaz. Yalnız, baş dönmesi, ayakta duramama, şeker kaybı ve benzeri sıkıntılar oluştuğunda hamileliğin kaçıncı ayı olursa olsun oruçlarını erteleyebilir. Namazların sünnetlerini kılmayabilir. Farzları oturarak kılabilir. Kadın zaten Allah’ın himayesinde idi, hamileliği ile beraber bulutlara taşınmış gibidir artık.

9- Hamilelik döneminde ilk günden son güne kadar cinsellik açısından dinen bir sakınca yoktur. Bu dönemde cinsel alakayı doktorun iznine bağlamak gerekir. Doktorun sakınca görmediği dönem boyunca sürdürülebilir. Kadınların, erkeklerinden bu dönemde anlayış beklemelerini anlayışla karşılamalıyız. Burada bir sıkıntı yoktur. Kadınların da erkekleri böyle bir zamanda şeytanın ne kadar kışkırtacağını anlayışla karşılamaları gerekmektedir. Aylarca sabreden bir erkek tebrik edilmelidir ama öyle bir erkek bu dünyada nadirattandır. Kadının incinmeyeceği yöntemler ve zamanlar ayarlanmalıdır. Özellikle bir not olarak şunu düşebiliriz:

Pek çok ailede şeytan bu günleri iyi kollamış ve daha sonra ayrık otunu o ortamda büyütmüştür. Yatak odası elektrik trafosu gibidir. Müdahalesi risklidir. Bir aralığına elektriğinin kesilmesi de risklidir. Bu hususta edebiyat yapmanın tutarlılığı yoktur. Hayat böyle bir imtihandır, gerçekler böyle bir acı biberdir.

10- Gelişen teknoloji hamileliğin türünü de çok rahat belirlemektedir; kız veya erkek çocuk bilgisine çok erken ulaşılmaktadır bu zamanda. Gayet açık ve net bir cümle yazabiliriz buraya:

Allah’a ve kaderine iman eden bir mü’minin, çocuğu kız mıdır erkek midir bilgisinden sonra yüzünün rengi değişmez. Cahiliyeyi gömmüş bir ümmetin fertlerinde ‘kız/erkek’ ayrımı olmaz.

11- Hamilelik dönemi bir hac dönemi gibi dua ile doldurulmalıdır. Anneler bebek malzemeleri ile uğraştıklarından çok, dua stoku ile uğraşmalıdırlar.

Dua; sabah akşam, mutfakta, odada… Her yerde dua ile donanmalıdır, anne de baba da.

Şu kadını bu ümmet, hacılarını karşılar gibi hasretle beklemektedir:

Şu kadın!

Çocuğu doğmadan ona bir dua diyarı oluşturmuş. Çocuğu doğduğunda on binlerce dua, o çocuk adına melekler tarafından kaydedilmiş.

Allah, ya Allah!

Hani o anne?

Doğmamış çocuğuna dua cenneti kurmuş anne!

Geceleri kalkmış herkes uyurken o, yavrusuna sıhhat dilemiş, afiyet dilemiş, cennet dilemiş, doğmadan çocuğu âlim olsun diye dua etmiş!

Doğmamış çocuğu için şehitlik duası yapmış anne!

Cenneti dünyaya getirmek kadar mutlu edecek bir olaydır bu: Doğmadan önce onun için yüzlerce gece dua ile geçirilmiş çocuk!

Ey dünyamızı cennet yapacak çocuk, annesine cennet koridoru açan çocuk!

Annesinin, babasının dualarıyla kundaklanmış annesine cennet, ümmetine umut çocuk!

O çocuğun ebesi kimdir, kim?

Ebeler mi melekler mi?

Ebeler mi melekler mi?

Ebeler mi melekler mi?

Selamünaleyküm.

Nureddin YILDIZ

Facebook

Twitter

Instagram

YouTube

Kaynak: Fetva Meclisi

Categories:

Comments are closed